Etiket arşivi: teknoloji

Teknoloji

Görüyoruz ki, insan davranışlarının doğada halen yaşamakta olan diğer primatlarınkiyle ciddi bir benzerliği var. Hele ki bizimki gibi bir ülkede yaşıyorsanız bu primatların nüfus cüzdanı taşıyanlarıyla sokakta, çarşıda, trafikte hep iç içesiniz.

Daha iyi yaşayan insanlar daha mükemmel inançlara sahip oldukları için değil, teknolojinin daha iyisine sahip oldukları için daha “insanca” yaşıyorlar, dünyaya baktığınızda buna itiraz edebileceğinizi hiç sanmıyorum.

Öyleyse sosyal bilimlere, kültüre, ideolojilere ve inançlara fazla takılmamak lazım. Bunlar bizim ayırt edici özelliklerimiz değil. Bizi farklı kılan davranışlarımız, hırslarımız, korkularımız ve inançlarımız  değil, sadece ve sadece aklımız ve ellerimizle yapabildiklerimiz..

Bu yüzden teknoloji, bilim ve mühendislik insan ırkının ayırt edici özelliğidir. İnsanların yüzyıllardır inandıkları, doğru belledikleri, sevdikleri, nefret ettikleri, tapındıkları şeylere bir bakın. Pek çoğu çoktan tarihin çöp sepetine gitti bile. Ama teknoloji adına yaptıklarımız tüm zerafetleriyle ışıldıyorlar ve ışıldayacaklar.

Gelecekteki insanlar bizim yaşantımızdan, doğrularımızdan, inançlarımızdan, kendimizi tanımlayışımızdan, savaşlarımızdan tiksinecek.. Ancak, bir fizik teoremi, bir bilgisayar programı ya da bir roadster otomobil insan aklının eseri olarak sonraki nesilleri bile etkilemeye devam edecek.

mercedes_sls_2

Şu güzelliğe bir bakın.. Bu mühendislik şaheseri, 60 sene sonra muhtemelen koleksiyoncuların elinde şimdikinden bile değerli olacak. Ve bunu yapabilenle yapamayan elbette bir değil. Ve evet, aşağılık kompleksine kapılıp ırkınızla övünmekle elbette haklısınız. Öldüğünüzde öte tarafta ödüllendirileceğinizi düşünmekle elbette doğru bir şey yapıyorsunuz.. Geçmişte yaşamış bazı kişilerle aranızda düşünsel bir paralellik kurarak onun adına konuşmakla elbette haklısınız..

Başka ne yapacaktınız ki?

Mercedes SLS

Bu da neydi şimdi???

Bu bir Mercedes-AMG GT Roadster. 591 beygir gücünde, ehlileştirilmiş bir çeşit yarış otomobili. Biri çıkıp hayır, yarış otomobili diye buna denmez diyebilir. Kavramsal olarak haklı da olur. Ancak 100km’ye 3.7 saniyede çıkan bir alete ben çocukluğumdan kalan bir alışkanlıkla yine de yarış otomobili demeyi tercih ediyorum. Top Gear programında bunu tanıtırken sunucu şöyle konuştu: “bir Ferrari ya da Lamborghini ile kıyaslarsanız bu arabayı almamanız için bir sürü sebebiniz var. Ve bu arabayı almak içinse tek bir sebebiniz var. O da bu arabanın muhteşem olması…”

Yapmak istediğim, politik, ideolojik ve toplumsal tartışmaların soyutluğunun karşısına “bilim ve teknoloji” kavramını koyarken onu da soyut bir şekilde söyleyip geçmekten kaçmak, somut bir şey göstermekti. Ve bir AMG SLS sanırım oldukça somut bir örnek…

Hala anlamayanlar için bir başka örnek: Hepinizin çok çok iyi bildiği bir Alman kimya devi 30’larda Nazilerin gaz odalarının yapımına büyük teknik destek verdi. Günümüzde aynı firma neo-Nazilerin duvar boyamalarını (graffiti) engellemek için boya tutmayan duvar kaplamaları geliştiriyor. Doğrular değişiyor, ama doğru şeyleri yapmak değişmiyor..Naziler kötü ya da birleşmiş hümanist Avrupa iyi demek çok geçici bir şey. Ama doğru kimyasalları üretmek evrensel bir şey.. Anladınız mı?

Ben ne yapmışım!

Geçen günlerden birinde, bizim dereağızı dediğimiz yerde, bahçelerin arasında bisikletle gezerken gözüme hemen yolun kenarında bitmiş küçük bir ceviz fidanı ilişti. Körfez köprüsü yapılmaya başlanınca kesinlikle bir sürü iş makinesinin çalışacağı, etrafın kazılacağı ve her tarafın beton olacağı bir yerde çıkmıştı. Onu oradan almayı kafama koydum.

Bayram tatilinin son günü aklıma küçük fidan geldi. Gideyim şunu oradan alayım dedim. Büyük bir fidan saksısı ayarladım. İçi bitkisel gübre ile doluydu. Kürek, bir çepin, bolca su ve fidanı taşımak için bir de plastik kova buldum. Tam bunları arabaya atmakla meşgulken amcamla karşılaştım. Nereye gittiğimi sorunca ona planımı anlattım. Bu sırada büyükbabam geldi.

Bana o cevizin cins olmayacağını, çok meyve vermeyeceğini söylediler. Nereye ekeceksin dediler. Söylediğim yerleri beğenmediler. Yaprakları dökülür pislik olur, gölgede kalır büyümez dediler. Bu mevsimde fidan sökülmez dediler. O saksıda büyümez dediler, o kovayla gelmez dediler, dediler dediler.

Niyetim, birkaç ay sonra harabeye dönecek bir yerden bir ceviz fidanı kurtarmaktı ama başımı sallayarak onları dinleyince eyvah dedim, meğer ben ne yapacakmışım! Meğer nasıl kötü bir işe kalkışmışım!

Böyle çok insan var. Onlardan akıl alınca, ki bu akılları vermek hiç de sofistike bir bakış gerektirmiyor, başlayacağınız işten vazgeçmeniz çok mümkün. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp en mantıklı, en ilerisi açık ve en garanti durumda harekete geçmek bizimkilerin genetik bir bozukluğu sanırım. Bu yüzden de hayatta pek bir şey başardıkları vaki değil. Bu, birileri kivi ekerken elma ya da şeftaliyle oyalanıp yıllar sonra kivinin çok daha rantabl bir bitki olduğu ortaya çıkınca kiviye dönmeye benziyor.

Makine parça imalatı ve mekanik mütteahitlik işleriyle uğraşan sevdiğim bir abim var. O da bu profile uyuyor. Ona bir projeden bahsettiğinizde, kısa bir konuşma sonrasında korkuya kapılıp projenizi çöpe atmanız işten bile değil!

Böyle düşünen insanların gözünde, başarılı işler, her şeyi düşünüp, tüm hesapları yapıp sonuca ulaşmış kişiler tarafından yapılıyor. Oysa, gerçek bunun tam tersidir,  teknoloji hep el yordamıyla ilerlemiştir. İnsanlar şimdi bakınca çok aptalca gelen hatalar ve beyhude denemelerle daha iyiyi yapmışlardır. İlk seferde bir Mercedes yapmaya çalışan biri asla araba yapamaz. Ama bir kere başladı mı kötüden daha iyiye doğru gitmemesi için hiçbir engel yoktur. Yoksa mükemmel zamanı, mükemmel koşulları bekler durursun.

Ben bu hatayı kendi hobi çalışmalarımda da yaptım. En mükemmelini yapayım derken bir bakıyorsun çizimler hep bilgisayarda duruyor. Ama bir şeye odaklanıp tamam şimdilik bu kadarı deyip onu çalışmayacak olması pahasına hayata geçirdin mi, ekrandan masaya aldın mı, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Kısa sürede bir bakıyorsun oynamaya başlıyorsun o gözünü korkutan sorunlarla…

Üretken olmamamızın sebeplerinden biri de bu olmalı. Biz “shame oriented” bir toplumuz. Çevremizdekilerin bizi eleştirmesinden utanmaktan adım atamıyoruz. Başarısız olmaktan çok korkuyoruz. Oysa hata yapmaktan hiç korkmadan, çekinmeden denemek denemek ve denemek gerekiyor. Yeni şeylerden korkmamak gerekiyor. Deneyince başarılı olacağının garantisi yok. Zaten hayat da bu, bunu öğrenmek gerek! Sorunun cevabı küsuratlı çıkıyor diye yanlış yaptığını düşünen 1. sınıf mühendislik öğrencisi gibi bakmamak lazım hayata.

Denersen yapacağının garantisi yok ama denemezsen olmayacağı garanti! Ondan sonra denemiş ve bir şekilde başarmışların sırrını düşünüp duruyorsun. Bir türlü de bulamıyorsun!