Etiket arşivi: F16

Ateşle Oynamak..

Bizim bir F16 sınırda bir Rus Su24’ünü düşürdü. Ardından Rusya ve Türkiye arasında gerilimli bir süreç başladı.
Bununla ilgili olarak, Cumhurbaşkanımız Rusya’nın ateşle oynadığını söylemiş.
Ben tam aksini düşünüyorum.
Sizden kesinlikle daha güçlü biriyle, sonunu getiremeyeceğiniz şekilde dalaşıyorsanız bence ateşle oynayan ondan çok sizsiniz..

Gerçeği objektif biçimde görebilmek en etkili silahlardan birisidir. Bizde buna hainlik ya da korkaklık gözüyle bakılır.

O yüzden meydan siyasetçilere kalır. Onlar da siyasetlerini yaparlar.

Deli gibi ihtiyacın olan alternatifsiz bir ürünü alırken para bende diye düşünerek üst perdeden pazarlık etmeye benziyor bizim hâlimiz. Çünkü en değerli malzememiz siyasetimiz…
Kendi üretimimiz uçaklarımız füzelerimiz radarlarımız yok ki…
Biz Rusya’da nükleer santral kurmuyoruz ki, onlar burada kuruyorlar… Santralde çalışacak teknik personel Rusya’da üniversite eğitimi görüyor. Doğal gaz ve petrolde durum daha da vahim..

Ama biz Rusya kaybeder diyebiliyoruz… Ah, en iyi bildiğimiz meşgalemiz, siyasetimiz….

Ama bu olaydan sonra sınırımızın hemen güneyine S400 füze sistemi yerleştiren Ruslar bence hiç de siyaset yapmıyorlar. Eskişehir’den, Konya’dan, Diyarbakır’dan kalkacak bir uçak, Ruslardan habersiz sınırın 200km yakınına bile yaklaşamayacak.. Bizi korumak için NATO’nun konuşlandırdığı Patriot sistemleri söküleli epey oldu. Zaten Patriot’lar pek çok açıdan S400’lerin çok çok gerisinde kalmış bir füze sistemiydi. Artık o da yok. Merak edenler dişini sıkıp bunların teknik ayrıntılarını okuyabilir ve ardından güçlü nato üyesi Türkiye geyiğine devam edebilir.

Bizde kendimizi korumak için karadan atılan orta/uzun menzilli bir füze sistemi yok. Bu işi, bu günlerde 4’lü kol halinde devriye uçuşu yapan F16’lar ile halletmeye çalışıyoruz.
Bir füze sistemi ihalesine çıktık aslında. Ama biliyorsunuz. Epey sansasyonel bir süreç yaşandı. İşi Çinlilere verecek gibi olduk. Sonra G20 zirvesi öncesi ihaleyi iptal ettik. Çünkü hep siyaset, tek siyaset… Zaten o ihalede alınmak istenen şey tam olarak bu günlerde yaşadığımız sıkıntıya da ilaç olacak bir şey değildi. Teknoloji transferi falan dedik, o da içeriye karşı yapılan siyasetti işte…

Ha bu arada, Malatya ve İncirlik’teki Amerikan üslerine her fırsatta peki bunların burada ne işi var diyerek anti emperyalizm yapan ulusalcıları da yanaklarından öperim yeri gelmişken. Eğer koşullanmalarını bırakıp bir anlığına mantıklı düşünerek bir Doğu Akdeniz haritasına bakma şansları varsa en büyük kozumuzun oralardaki ABD varlığı olduğunu anlama olasılıkları var…

Bir Su30’un bir F16 ile yan yana park etmiş şekilde çekilmiş bir fotoğrafına bakarken bir sürü şey düşündüm. Ruslar bu uçakları dünyanın pek çok ülkesine satıyor. Aslında Rusya, Amerika’nın NATO tekelini saymazsanız en büyük silah ihracatçısıdır. Bizim durumumuz bir bakıma Norveç’le somon, Almanya ile otomobil, Amerika ile uzay teknolojileri kavgasına girmek gibi.. Bizdeki yorumcular Putin’in Rusya Federasyonu’nu dağılan Sovyetler Birliği gibi göstermek için illüzyon yaptığını anlatmayı çok seviyorlar. Gerçek olan ise şu ki, askeri bütçesi yanına yaklaşılmaz boyutta olan ABD’nin ürettiği şeylere alternatifleri hâlâ ve kesintisiz olarak üretebilen tek ülke Rusya’dır. Bu da onları en azından bu açıdan hâlâ Sovyetler yapmaya yeter..

Bir başka grafiğe, konuşlandırılan S400’lerin aktif radar kapsama alanına bakarken de bir sürü şey düşünüyorum. Güneyde İsrail’in tamamı, kuzeyde Ankara kapsama alanı içinde.. Suriye’nin neredeyse tamamı kapsama alanı içinde..Uçak düşürme olayı ile Rusya’nın bizi (aslında Amerika’yı) yemlediğini düşünmek hiç de komploculuk gibi gelmiyor. Ah uçağımı düşürdüler oysa ki teröristlerle savaşıyordum diye yaygara koparıp, Suriye hava sahasını domine etmek için kendine legalite yaratıyorsun. Oyun kurucu olmak böyle çıkışlar yapmayı gerektiriyor elbette. Bu bir liderlik meselesi olduğu kadar kaba kuvvet meselesi aynı zamanda. Nitekim bu bilgilerin üstüne, ABD’nin (ve buna bağlı olarak bizim) “ihtilaflı” bölgelerdeki uçuşlarımızın bıçak gibi kesildiğini öğrenince düşüncem pekişiyor.

Bence Cumhurbaşkanı da kimin ateşle oynadığını, kiminse ateşin kendisi olabileceğini bal gibi biliyor. Ama siyaset… İnsan yapabileceği şeyi yapıyor sonuçta… Rusya ve İsrail bizim bu bölgede daima iyi geçinmemiz gereken iki ülkedir. Ben ülkemizin yönetiminde söz sahibi olsam koşullanmam kesinlikle Rusya ve İsrail ile dostluk kurmak, onlara tavizler vermek yönünde olurdu.

Ördekler…

Bizim F16’lar üzerine yazdığım yazımda düşürülen uçağımızın intikamını alma planı kurduğumuzu ama bundan vazgeçtiğimizi öğrendiğimdeki düşüncelerimi yazmıştım.

Bakın Rus İzvestia gazetesi nasıl bir haber yapmış:

“Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-16 savaş uçakları filosu İncirlik Üssü’nde 5 Temmuz tarihine kadar ‘Suriye’de operasyon başlat’ emri verilmesini bekliyordu. Uçakların motorları ısıtılmış tutuluyordu. Bu kritik durum F-4 keşif uçağı pilotlarının bedenleri bulunana kadar devam etti. Alınan istihbarata göre Ankara Suriye’yi vurma konusunda çok ciddiydi. Türkiye’yi bu kritik adımı atmaya tek bir unsur engelledi. Türk Genelkurmayı’nın, Suriye hava savunma sistemlerinin nelere muktedir olduklarını tam olarak bilmemesi. Sonuç olarak bombardımana başla emri verilmemesi son derece isabetli karar oldu. 

Rusya son dönemde Suriye ordusuna yeni model ‘Buk’ uçaksavar füze bataryaları vermişti. F-16 uçakları Suriye semalarında göründükleri an bu sistem tarafından lunaparkta havalı tüfek standındaki ördekler gibi vurulurlardı. Böylece Türkiye, belirsiz şartlarda düşen keşif uçağının intikamını alayım derken, savaş uçağı filosundan olurdu. Sonra Türkiye ile Suriye arasında geri dönüşü olmayan savaşa girilmiş olurdu.”

Ben de tam Ruslar gibi konuşmuşum. Eğer politikacı olsam böyle eleştirilirdim sanırım. E peki o zaman niye bataryaları vurmamışız diye sorduğumda da birileri kollarını sıvar ve pazularını gösterirdi. Ben hain olurdum, biz güçlüyüz diyenler de vatansever. Ne de olsa bu ülkede hatırı sayılır miktarda insan Rusları şu sıralar güney beldelerimizde denize girmekte olan ve Türk erkeğine hayran güzel kızlardan ibaret sanıyor.

Mahalle kabadayısının sonu..

Bizimkiler düşen uçağımızdaki pilotların cenazelerine ulaşıldığı gün Suriye’nin üzerine F16’lar göndermeyi düşünmüşler. Ama sonra tahmin edebileceğiniz gibi bundan vazgeçmişler ve yine tahmin edebileceğiniz gibi bunu da kendine basın diyen soytarılara sızdırarak bize propoganda yapmaktan geri durmuyorlar.

Aslında bizimkiler bu propoganda işinde pek iyi değiller. Çünkü yıllar boyunca yalancı güç gösterilerini yapmak için somut nesnelere bile gerek duymadılar. Bu halk öğretmenine aşık olmuş bir yeni yetme gibi onları o kadar dev aynasında görüyordu ki 2. dünya savaşından kalma tankları İstanbul’un göbeğinde yol kenarına çekip darbe yapıp halkı kuzu kuzu evlerine hapsedebilmişlerdi. NATO üyeliğimiz ve soğuk savaşın dengesinde sürüklenip giden kaderi büyüklere bağlı halimiz ordumuzu daha da işlevsiz bir hale getirdi. Dünyanın en büyük siyasi partisi haline geldiler. Bir siyasi partinin, güce tapan bir ülkede prestijini koruyacak kadar da silahlıydılar.

Dedim ya, propogandanın pek uzmanı sayılmazlar. İçinde Atatürkçülük, laiklik, çağdaşlık gibi kelimeler geçmeden kurdukları cümleler pek anlamlı olmuyor. F16 kaldırmaktan vazgeçmemizin en önemli sebebinin “Rusların kurduğu hava savunma sisteminin yeterince tanınmaması” olduğunu belirtmişler. Orada ileri teknolojiye sahip radar ve hava savunma füzeleri varmış ve biz bu sistemin kapasitesini bilmiyormuşuz. Muhtemelen konvansiyonel bombalarla yüklü uçaklarımız bir kere daha düşürülecekler ve içine düştüğümüz rezaletin boyutu artacaktı.

Olaylar yatışınca parayı bastırır Ruslardan o sistemleri de satın almaya kalkışırdık. Tuhaf bir biçimde Facebook’taki hamburger çocukları da ordumuzun kahramanlığına dair paylaşımlar yapmaya devam ederlerdi. Islahatlardan beri anlayamadığımız şey şu sanırım: Birinin ürettiği bir şeyi alarak onu geçemezsiniz. Birinin silahını parayla satın alıp onu yenemezsiniz. Age of Empires ilköğretimde zorunlu olmalı belki de.

Acı olan, gerçek bir kavgaya girişmeye hiçbir zaman cesareti ve donanımı olmamış ama şiddetten başka da bir dil bilmeyen bir sahte kabadayı gibi davranıyor olduğumuzun farkında olmamak. Bir silah ve kurmay subay çöplüğüne dönüşmüş olmamızın ve bunun bize ekonomik maliyetinin farkında olmamamız. Üstelik hala askeri harcamaları şeffaf ve denetime açık hale getirmemekte direnmemiz.

Her fırsatta belimizden çekmeye çalıştığımız beylik çakımız F16’lar, artık ana üreticisi ülke olan ABD tarafından kullanılmayan, üretimine resmen 1976 yılında başlanmış ve şu an Umman, Bahreyn, Şili, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Ürdün’ün de aralarında bulunduğu 25 ülke envanterinde bulunan uçaklardır.  En basitinden, dibimizdeki, çökmekte olan bir rejimin hava savunma sistemi hakkında ise bilgimiz dahi yok.

En büyük yaramız olan Kürt meselesinde kullanmak için büyük hevesle aldığımız insansız hava uçakları Heron’ların, bakıma yolladığımız motorları İsrail’den geç geldiği için düştüğümüz aciz durumu da üstüne size hatırlatırım. Devirmek için pek bir taklalar attığımız Kaddafi’nin bize yolladığı lastik ve malzemelerle elimizdeki uçakları uçurabildiğimiz Kıbrıs Harekatı’nı da hatırlatırım.

İçeride birbirimize gaz verirken abarttığımız gücümüze güvenip bir savaşa girmemiz, kiminle savaşırsak savaşalım gerçek bir bela olacaktır. Yıllardır sanayinin içindeyim ve dışarıdan bir şeyler ithal edemezsek iş gücümüzün önemli bir kısmının, yatırımlarımızın tamamıyla beraber “atıl” duruma çıkacağını adım gibi biliyorum.

Bizim silahlanma maceramız anahtar teslimi makine satın alıp sonra ben araştırma-geliştirme yaptım, teknoloji üretiyorum diyen yurdum sanayicisinin durumundan farklı değil. Ve emin olun sivil sanayide de etrafımız “tam bilgi sahibi olmadığımız” kritik üretim teknolojileriyle dolu. Kamyonlar dolusu para verip aldığımız silahlar da ancak içerideki şiddet mümini budala vatandaşlarımızı sistemimize bağlı tutmaya yarar. Küçük ülkelerin büyük orduları kendi halkları içindir, dışarıdaki bir düşman için değil unutmayın.