Etiket arşivi: Beşiktaş

Olay şu.. Aşağıdaki pankartın süper kupa(*) maçına girmesine izin vermiyorlar:

YasaMustafaKemalPasaYasa

İzin vermedikleri maç, yukarıda taraftarlarını gördüğünüz takım ile, “tüm statlarda İzmir Marşı söyleniyor, bizde söylenmiyor ” sözünü sarf etmiş bir başkana (**) sahip bir takım arasında oynanıyor.

Fakat bu maçta meşaleler yakılıyor, maytaplar atılıyor, sahaya kelebek denen bıçaklardan atılıyor.  Yukarıdaki pankartı sakıncalı bulup stada almamış olan arkadaşlar yanıcı/patlayıcı malzemelerin ve 15cm’lik bıçakların stada girmesine engel olamamışlar.

Üstüne çok konuşmaya gerek var mı bilmiyorum. “Yeni bir devlet kuruyoruz” diyen vekilin kastettiği yeni devlette eski olan şey, benim on beş sene önce farklı zihniyetteki adamlarda eleştirdiğim devletin düşüncesine ahmakçasına söz söyletmeme takıntısını vatandaşın iyiliğinin önüne koymaktı.

Üzerinde Mustafa Kemal yazan bir pankarttan rahatsız olup koskoca bir bıçağı yeşil sahaya kadar engelleyemeyen zihniyet 15 yıldır anlatmaya çalıştığım şeyin özetidir. Bunun önceki hali başka bir motivasyonun eseriydi. Şimdi çok daha berbat bir şeyin motivasyonuyla yapılıyor.

Adına süper kupa dediğin şeyin finalinde insanlar on dakika önce bıçak attıkları sahaya girip on milyonlarca euro değerinde futbolcuların arasında koşturuyorlar. Devlet adamlığı dediğin hadise pleksiglas bir cama yansıtılmış kelimeleri yerli yersiz uzatarak okumaktan ibaret olmamalı. Önemli olan “basit” düşünen alt düzey bürokratların iş yapabilme yeteneklerini evrensel bir kaliteye getirmek. Türkiye’yi yönetenler bunu sağlayabiliyorlar mı peki? O güzel pankartı yasaklamakla alt düzey tayfa koltuklarını garantiye almış olabiliyorlar. Peki ülkenin en başarılı kulübünün bu hassasiyetlerle güvenliği alınmış ortamlarda dünya yıldızlarına forma giydirme şansı arttırılmış olunuyor mu? Bardağı başıma dikmişken gülebildiğim şu “Türk Futbolunun Marka Değeri” denen şeye (yazarken yanlış tuşa basma oranım 3/1 oldu) faydası oluyor mu bu iktidara yaranma performanslarının? Ve son sorum şu olacak: Asıl olanın (pankartta yazan) görmezden gelindiği bir dünyada, elzem olanın (stada sokulması yasak olan şeylerin engellenmesi) yerine getirebileceğine gerçekten inanan HÂLÂ var mı aranızda? (***)


(*) Böyle süper müper demekle liglerin, kupaların, olayların değerinin artacağını düşünmek bize has bir aptallık tabi ama tanımlama adına bu hıyarlığı tekrarlamak zorundaydım.

(**) Konyaspor Başkanı Ahmet Şan

(***) Böyle okuyucuyu hedef alan ifadelerin “bitik” yazar ağızları olduğunu bilecek kadar uzun zamandır Türk Basını denen rezilliği takip ediyorum. Bu kardeşiniz bunu bile bile böyle yazıyorsa bunun sebebi, emin olun, gün içinde karşılaştığı insanların bu tür cümleleri anlayabilecek durumda olanlarının yarısından fazlasının, sırf attığı bir iki palavra dünya görüşüne uyuyor diye savunduğu insanların kusurlarını örtmek için 2+2’nin 5 ettiğini ciddi ciddi savunan model tiplerden oluşuyor olması dramından dolayıdır. (İşin “bu tür cümleler” kısmı, işbu son cümleyi kapsamamaktadır)

Feda

Bu nereden çıktı bilmiyorum. Bizim Beşiktaşlılarda, üzerinde “feda” yazılı bir t-shirt modası var. İlk gördüğümden beri “ulan neye feda” diyor geçiyorum.

Feda, bir amaç uğruna, senin için değerli bir şeyden vazgeçmek demek. Bir futbol takımı, biraz gerçekçi olun, bizi eğlendirmek için top peşinden koşan, çok kazanan züppeler topluluğundan başka bir şey değildir. Burada böyle bedavadan “feda” edilecek ne var, neden ben bir şeyler feda ediyorum, onlar bana feda olsunlar ulan diye düşünmek çok uç bir düşünce olmaz gibime geliyor.

Ama ne için olduğunun pek önemi yok. Kendimizi feda etmek bize çocukluğumuzda öğretilmeye başlanır. Andımız denen şeyi hatırlayın. Varlığımızı her sabah Türk varlığına armağan ediveriyorduk. Türk varlığı niye kendini bize armağan etmiyordu, bunu soracak yaşta değildik.

Bizim için vatan millet sevgisi zaten feda olmak demektir. Askerde “vatan sana canım feda” diye bağırarak yürürdük. Nitekim aramızdan şanssız bazılarının başına vatan için feda olma felaketi geldi de ne yazık ki. Yaşadıkları zamanda ne devlet ne de toplum için hiçbir değer ifade etmeyen gençler, hayatlarını ne olduğunu pek fazla kişinin bilmediği bir tuhaf amaç uğruna “feda” ettiklerinde bir günlüğüne kahraman olurlar. Anlata anlata bitiremediğimiz Çanakkale Savaşları’nın kayda değer tek yanı ölen insan sayısıdır, başka bir şey değil. Zaten bu savaşın stratejik bir başarı olduğunu, Türk halkının çıkarına hizmet ettiğini söyleyebilmek için Türk eğitim sisteminden geçmiş bir Türk olmak zorunludur.

Bir de şarkılarımıza bakalım. Sevgili için, aşk için feda oluş kaç şarkının konusu olmuştur. Mutlu olmak için illa birinin kendini feda mı etmesi gerekir? Aşk acılardan mı beslenir? “Ben buyum, bu yoldan gidiyorum. Aklını başına topla, benimle olup mutlu olma fırsatını kaçırma!” diyecek kişilik düzeyine sahip kaç kişi vardır ki buralarda onların derdine tercuman olacak şarkılar yapılsın!?

Hayatta bir şeyler feda edilecek durumlar elbette vardır. Ama ne dandik bir futbol takımı, ne vatan denen politik-coğrafi yapı, ne rejimler, ulu önderler, doktrinler ne de sokaklardaki terlikli kızlar bunlardan sayılmaz.

Feda etmek rutin dışına çıkmaktır. Bağlılığımızı göstermenin, sevgimizi göstermenin, faydalı olmanın her yolu vara yoğa “feda” olmak olmamalıdır. Böyle şeyleri gündelik rutini içinde halledebiliriz. Sevgilimizi mutlu ederek, vergimizi ödeyip kurallara uyarak, iyiyi destekleyip kötüyü yuhalayarak, aklımızı kullanarak da başarabiliriz. Kendimiz de bize kalır böylece..

Vatan için kendini feda etmeyi marifet sanan manyaklara General George Patton’ın bir sözüyle veda ediyorum:

“Savaşın amacı yurdun için ölmek değil, düşmanın kendi yurdu için ölmesini sağlamaktır.”

[No bastard ever won a war by dying for his country. He won it by making the other poor dumb bastard die for his country.]