Etiket arşivi: Ahmet Altan

Çılgınca şeyler..

Yaşadıklarımızın nasıl “çılgınlık” düzeyinde şeyler olduklarını, genellemelerle, kanaat ifadeleriyle falan değil basit örneklerle anlatalım:
Son iki haftada ikinci kez, Konya’da elektrikler kesildiğinde halk “darbe oluyor” diye ellerinde bayraklarla sokaklara dökülüyor. Valiliğin önünde toplanıyorlar. Yok bir şey dağılın dendiğinde “hayır, paralelcilerin bir şey yok diye bizi kandırmadıkları en malum, vali bizimle konuşsun” diye diretiyorlar. Vali apar topar geliyor açıklama yapıyor, milli irade evine dönüyor.

90’lı yıllarda çekilmiş akıllara zarar bir videoda Gülen müritlerine konuşma yaparken kendinden geçme durumuna geliyor. Etrafında 2-3 kişi ellerinde gazetelerle hocaefendiyi yelliyorlar ve bir yandan da ağlıyorlar. Hoca dahil herkes ağlıyor. Nasıl bir şapşallık bu, bir yandan gülerken bir yandan hayret ederek izliyorsunuz. Ama işin “çılgınlık” kısmı başka. Devlet bu videoda yüzü açıkça gözüken yelleyicilerden birisini buluyor ve elbette tutukluyor. Eleman da “videodaki ben değilim” diyor. Şimdi elemanın özgürlüğüne kavuşması 20 yıl önce çekilmiş bir videoda 1-2 saniye kadar gözüken suratın kendisi olup olmadığını ispat etmesine bağlı.

İstanbul’un belediye reisinin damadı FETÖ’cü mü değil mi kavgası var. Tabi bu arada kimse damadın ne iş yaptığını, hangi imar planı işleriyle hangi kıyaklarla büyüdüğü anlatmıyor. Damat, Tuskon toplantısında başkanın “kimin inine girilecek göreceğiz” lafını alkışlaması yüzünden tutuklanıyor. En “muhalif” gözükenler bile, aaa alkışlamış ama videosu var diyorlar.

Milyon dolarlık belediye arazilerini cemaate veren belediye başkanları şimdi FETÖcü avına çıkmış tetikçiler. Ne istediler de vermedik diyenler FETÖcü darbeyi savuşturmuş demokrasi kahramanları. Ama zamanında Bank Asya’ya para yatırmış çöpçü tutuklanıyor. Çocuklarını fetö okuluna yollamış ensaf tutuklanıyor. Üniversitede “solcu” diye bilinen akademisyenler fetöcü diye görevden alınıyorlar. Bunlardan alışveriş yapmış ve borcunu bunların bankasına ödemiş kuruluşların hesapları donduruluyor. İsmi bunlarla beraber anılmış baklavacı börekçi koltukçu inşaatçı tayfaya kayyumlar atanıyor. Ama ülkeyi 14 senedir tek başına yöneten ve bunları en üst makamların yaverleri olacak seviyeye getiren bir siyasi partinin içinden nasıl oluyorsa hiç fetöcü çıkmıyor.

Acaba ben aklımı kaçırdım, olmayan şeyler mi hatırlıyorum diye düşünüyorum bazen. Bizim 2. ligin adı Bank Asya 1. ligi değil miydi? Bu banka şimdi oraya havale yapanların ya da para yatıranların başının cidden dertte olmasına neden olan bir terör kurumu. Oysa birkaç yüz yıl önce bizim liglerden birinin isim sponsoruydu. Bu isim 460 sene önce kullanıldı da benden başka hatırlayan mı yok şimdi diye düşünüyorum futbol-siyaset harmanı haberleri izlerken!

Adi suçluları hapisten salıveriyorlar ki fetöcülere yer açılsın. Daha net bir ifadeyle; hüküm giymiş adi suçluları, siyasi suçlulara yer açmak için salıveriyorlar. Devlet bir kez daha asıl suçun onun istemeyebileceği şeyler yapmak olduğunu, vatandaşa karşı işlenen suçların göstermelikten cezalandırıldığını hâlâ fark edememiş olanlarımıza ilan ediyor. Kamuda, her bir kurumda on binlerle ifade edilen sayılarda insan işten uzaklaştırılıyor. Allah allah, bunlar hangi ara, nasıl oraya girdiler acaba?

Bugünlerde, iş iyice çığrından çıkınca, valiliklerde Fetö uzaklaştırmaları için “mağduriyet başvuru” masaları kurulacak. Oraya sabıka kaydı ve muhtardan alınacak bir iki evrakla başvurulup FETÖcü olmadığınızı ispat edeceksiniz sanırım.

At izi it izine karıştı deniyor. Tabi at kim it kim onu konuşacak adam pek kalmadı memlekette. Bu kadar çok kişinin tutuklanması da fetö oyunu diyorlar, muhabbete gel! Fetöcülerin yeni oyunu, sahte listeler hazırlamak, masum insanları gammazlamak ve böylece bu kutsal temizliği sulandırmakmış. Tutuklayan polisinden, savcısına, kararı veren hakimine kadar inisiyatif kullanacak kapasitede ve cesarette olmayan sıralı devlet memurunun günahı da fetöcülerin oluyor..

Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler, Kurban Bayramı’ndan hemen önce, web’den yayın yapan bir programa katılıp “subliminal darbe mesajı” verdikleri gerekçesiyle tutuklanıyorlar. Ahmet Altan “MİT’in, Genelkurmay’ın, Emniyet’in bilmediği bir darbeyi ben biliyordum ve bilinçaltı mesajı verdim öyle mi?” diye soruyor.

Adam aranıyor. Kaçaklara karışmış. Onu bulamayınca kayınvalidesi tutuklanıyor. Berikinin karısının pasaportu iptal ediliyor. Arada bir suçun şahsiliği falan gibi şeyler duyuyorum ama kaynıyor gidiyor.

Yandaş haber sitelerinde “Bir millet destan yazıyor” diye sabit banner’lar var. Tıklıyorsun, resimler falan açılıyor, tanklar, elinde bayrak olan insanlar vs…

2 aydır bitmedi.. Neredeyse her akşam, o demokrasinin yüz karası geceye ait yeni görüntüler ortaya çıkıyor. Bir işyerinin güvenlik kamerasına yansıyan herhangi bir görüntü.

Bayram tatilinde, ÖKK’nda nöbetçi iken öldürülen Piyade Astsubay Ömer Halisdemir’in memleketindeki kabrini 500 bin civarı kişi ziyaret etmiş. Onun şehit olmasına neden olan olayın aktörleri ne zaman terfi almışlar, ota boka şerh koymayı vesayeti kırmak sanan iktidar bu paşalar rütbe alırken nereye bakıyormuş soran yok. Ölen kahraman sayılıyor. Kendi küçük çıkarı için kendince bunlarla iyi geçinen hain oluyor ama işin başındakiler tüm bu değerlendirmelerin dışında, adeta insan üstü varlıklar.. Bu işlerin bende bıraktığı intiba çok net: Devlet yönetmenin hiçbir sorumluluğu, hataların hiçbir yaptırımı yok. Tabi yeterince yukarılara çıkıp bürokrasi organlarını yeterince kendine kul edebilirsen. Bizde devlet böyle bir şey. Onu tamamen fethedene kadar çok riskli. Ama sonra ne yaparsan yap.

Arada kaynayan akıllara zarar şeyler de var: 4 sene önce yaz saati uygulamasını iptal etmekten söz ederken şimdi komple yaz saatine geçiyoruz. Bu da ohal kanunuyla oluyor, uyumayın. Bu arada kış saati iptal oldu yazan andavallar var. Aramızda dolaşıyorlar.

Aziz millet, milli iradesini yüzde bilmemkaçla işte bu sağlam iradeye emanet ediyor. Biz de halk ağzı yapıp “elalemin ordusu Ortadoğu’ya petrol ucuz kalsın diye giriyor, bizimkiler girince benzinin ÖTV’sine zam geliyor ne iş” diyoruz. Artık bunu bile anlayan pek çıkmıyor. Sevdiğim bir akrabama “bak bunlar yatırımlardan falan söz ederken hep eski parayla konuşur ama köprü ücreti falan derken hemen yeni paraya geçiverirler” diyorum, “muhalif olayım diye gözün dönmüş senin” diyor.

Aklıma, gemide tanıştığım, ışık evi abisi, üniversite öğrencisi bir gence ettiğim nasihatler geliyor. Çocuk elektrik mühendisliğinde okuyordu. Oğlum, siktiret bu hoca moca işlerini. Bunların hepsi aynı. Cemaat ile adam olunmaz. İnsan bilgisiyle, yaptıklarıyla kendi başına adam olur demiştim. Bizim gibilere yakışmaz hocaefendilerin arkasından yürümek demiştim. Daha da ağır laflar ettim de, şimdi herkes öyle konuşuyor zaten, yazmanın bir esprisi kalmadı. Ben bunları o gence söylerken gencin mensubu olduğu cemaat devletin en temel bileşeniydi. Her istediğini almak demiyorum, onlar iktidara her istediğini veriyorlardı, bence paralel olan AKP idi. O dönemde kimseden muhterem hocaefendi hakkında kötü söz duymazdınız. Şimdi biz muhalefet diye kafayı yedik. Şu yazıyı ve benim kayyumlar yazılarımı okusa, beni fetöcü sanacak ne çok insan var, düşündükçe bu memleketin geleceğine olan inancım kararıyor.

Yarın Recep Tayyip Erdoğan gidip yerine Ömer Faruk Erkoşan gelse onunla beraber her türlü yolda ıslanmaya yollu milyonlarla yaşıyoruz. Her lafa inanacak, her arabaya binecek, iki Allah-Peygamber lafı duydu mu yelkenleri suya indirecek, soyundan sopundan, kültüründen coğrafyasından habersiz, beni gaza getir diye yalvaran gözlerle bakan insanların içinde yaşıyoruz.

Artık bu duyguyu daha sık yaşamaya başladım: Kime ne anlatıyorum ben ya. Her şeyin başrolünde halkın aptallığı var demek gerekirken, demokrasi, popülizm ya da benzer şeylerin korkusuyla, tam aksine herkes her yorumuna halk iradesinin kutsallığını tartışmasız kabul etmekle başlıyor. Ondan sonra onu bunu suçla dur.

Özgürlük savaşçıları

Diyelim ki statükocu Türkler ile daha fazla özgürlük isteyen Kürtler arasında PKK-ordu savaşı yapılıyor. Sırf, kendisinden daha güçlü bir kuvvetle savaşıyor olmak PKK’yı haklı ya da sempatik yapar mı?

Eğer PKK bu savaşı kazanırsa bu Türkler için düşünüldüğü kadar kötü bir şey olmaz. Ama Kürtlerin, onlar adına isyan etmiş diktatörlerinin buyruğunda ne hale geleceklerini yöntem olarak benimsedikleri vahşete bakarak tahmin edebilirsiniz.

Ahmet Altan, PKK’nın bir terör örgütü değil küçük bir orduya benzediğini söylüyor. Bunu da örgütün arkasındaki desteğe bağlıyor ve bu desteğin suçlusunun Türkler olduğunu söylüyor. Yani, PKK’yı destekleyen Kürtler aslında bunu mecbur olduklarından yapıyorlar.

PKK’nın bir terör örgütünden çok küçük bir orduya benziyor olmasında elbette onun arkasındaki sağlam toplumsal desteğin etkisi var. Ama bence bunu sağlayan asıl etken bölgenin arazi yapısıdır. Her şeyi sosyolojik önermelerle açıklamaya çalışmak böyle basit şeyler söylemekten daha havalı elbete ama bana Jared Diamond haklıymış gibi geliyor. 🙂 Arkasında nasıl bir toplumsal destek olursa olsun ordumuz şimdiye dek PKK’nın işini birkaç kez bitirmiş olurdu. Sonra sorun çözülür müydü, ortalık sükunete kavuşur muydu ayrı bir tartışma ama PKK asla şimdi savunulduğu gibi (ki ona da katılmıyorum) minik bir ordu olamazdı. Zor bir arazide, küçük gruplar halinde gezen adamları yakalamanın zorluğu da sadece bizim ordumuzun üstesinden gelemediği bir şey de değil üstelik.

Diyelim ki PKK’nın itici gücü Türklerin Kürtleri eşit vatandaş olarak görmemesi, haklar konusunda zalimce davranması. Eğer iddia edildiği gibi, bir halk buna karşılık kendisine isyancı diyen kural ve ilke tanımaz bir terör örgütünü kurtarıcı olarak görüyorsa, bir örgütten çok bir kabileye benzeyen ve şiddetinin ne zaman kime yöneleceği belli olmayan bu organizasyonun kurtarıcılığını ve kurtarmayı başarırsa yapacaklarını kabul edebiliyorsa bunun irrasyonel ve biraz psikopatça bir tercih olduğunu kabul etmek gerekir, Türklerin politikalarını suçlamadan önce!

Peki PKK daha “iyi” bir örgüt olamaz mı? 30 yıllık silahlı bir illegalitenin, varolabilmek için seçilen pek de iyi olmayan yöntemlerin ve işbirlikçilerinin varlığında bu soruya evet demek güç. Hem, işin doğasından gelen zorluklar da var:

Büyüyüp karmaşıklaşan her organizasyon bir süre sonra amacından çok kendisi için varolmaya başlar. Buna çok masum çevre örgütleri de dahildir, insanlığı değiştirme iddiasıyla yola çıkan dev ideolojilerin yürütücü organları da. Kürt halkının özgürlüğü ve hakları için savaştığını iddia edenler, gençlerin dağlarda amaçsızca yok oluşlarından servet ve statü üretmektedirler. Bayram günü küçücük çocukları öldüren bir örgütün insanlık adına, insanların gelecekleri adına söyleyecek neyi olabilir? Varılacak bir hedeften, bunun bir toplumun iyiliğine olacağından nasıl bahsedilebilir? Dengesizce politize olmuş ve her şeye önyargıyla bakan bir halk bile bunu inandırıcı bulmaz bence..

İnsanları uğruna ölüme gönderdikleri kutsal bir amaçları varsa niçin bu kadar pragmatik, ilkesiz ve tepeden inmeci davranıyorlar diye sormanız gerekir. Kutsal amaç varolmak ve kazanmak için yeterli değil mi yoksa? Uyuşturucu satmanın kutsal amaçla ilişkisi nedir?  Suriye diktatörünün ya da Türk derin devletinin amaçları için eylemler yapmanın Kürt köylülerine getirisi nedir? Ya da bunu eleştirmenin bir platformu var mıdır? Hainlikle yoldaşlık arasında bir insanın düşünebileceği kadar geniş bir hareket alanları var mı Kürt isyancılarının?

Bence terör her zaman amacın kendisidir. Sanat için geçerli olan sanat için mi toplum için mi ikilemi terörde asla geçerli değil. Terör terör için yapılır. Norveç’te küçük bir adada çocukları öldüren adamın da amacı vahşettir, dağlarda halkının özgürlüğü için savaştığını söyleyen isyancıların yaptıkları da vahşettir. Allahı için ölen ve öldüren cihat savaşçılarının yaptıkları da, devrim için robotik sözlerle bağırıp çağırıp kendini öldürenlerin de.. Kendini bir takımın taraftarı olarak tanımlayan serserilerin kafayı çekip sağa sola zarar vermeleri de.. Bunların yöntemlerinin ötesinde bir dünyaları yoktur. Zaten o yüzden papağan gibi aynı şeyi tekrarlayıp dururlar. Geleceğe dair düşünceleri ve bunun için çabalayacak bir donanımı olan insan kötü beslenerek, kötü giyinerek, aşağılayıcı kuralları benimseyerek dağda 80 model bir piyade tüfeğiyle gezmez. Ya da üzerine bombalar kuşanıp gidip masum insanların yanında patlatmaz.

Birilerine, dağda gezen gençler isyancılık oynayan ve milletlerini seven romantik gerillalar gibi gözükebilir. Ama burası Latin Amerika değil, Ortadoğu. Burada işler her zaman pipo içen sakallı pop devrimcilerinin tahayyülerinden daha karmaşık olagelmiştir. Hiçbir amaç ya da kutsallık uğruna ölmek ve öldürmeye değmez ama Ortadoğu’da inanın hiç değmez. Çünkü sizi kimin kullandığını bilme lüksünüz bile olmayabilir. O yüzden, isyancı ya da gerilla değil, sadece terörist demek daha isabetli bir tanımlama olur PKK’ya! Ve insanları “terörize” etmek zorunda kalmışsanız, kısaca haksızsınız demektir. “Kutsal” amacınıza eylemleriniz nasıl hizmet eder ve bu sizin umurunuzda mıdır, esas sorular bunlar…