Kategori arşivi: Selim Sözlük

Şeylere dair görüşlerim..

Gezi-2016

Gezi olaylarının 3. yıldönümünde düşündüğümüz şeylerin çoğu sokak hareketlerinin kendisine ait değil. Artık o hareketlerin hedefi olan kişi ile ilgili şeyler düşünüyoruz Gezi olaylarını yorumlarken. O yüzden ben de “Gezi” mevzusu hakkındaki yorumlarımı güncelleyeyim dedim.

Benim bu meseleyle ilgili bir önceki yazım yine bir yıldönümünde yazılmış ve olayın kendisi üzerine düşüncelerimi içeriyor.

Michael Moore’un Oscar almak için sahneye çıktığında, Bush hakkında yaptığı konuşmayı izledim az önce. Vakit Irak’ın işgali vakitleridir üstelik… Amerika tek yumruk olmuş terörle savaşmaktadır.

O sözlerin küçük bir kısmını bizde biri çıkıp söylese, gönüllü yandaşlar tarafından linç edilir. Bizde fikir savunmaktan anlaşılan bu.

Böyle bir memlekette Gezi gibi bir şeyin olması, gurur duyulacak bir şeydir.

Elektronik hobi sitelerine bakıyorum arada. Uzaktan kumandalı uçakçılar, robotçular falan için ıvır zıvır satıyorlar. Hobi elektroniğiyle uğraşan insanlar olması hep hoşuma gitmiştir. Daha çok kişi uğraşsın isterim. Bir doktor muayenesinde, konuştuğum doktorun kablosuz transceiver’larla ilgili konuşmasını isterim. Hem hobi olarak elektronik muhteşem bir şeydir. Ne kadar çok şey yapabileceğinizi görmek başınızı döndürür.

Ama ben bu işi profesyonel olarak yapıyorum. Bu işten para kazanıyorum. Yaptığımız cihazlar, yazdığımız kodlar ciddi işler yapıyorlar. Benim bir malzeme seçiminde, bir devre tasarımında ya da bir kod geliştirmesinde olaya yaklaşımım her zaman bir hobicininki gibi olamaz bu yüzden.. Aradaki en bariz fark ise tek kelimeyle güvenilirliktir. Mühendislik ile hobicilik arasındaki fark güvenilirlik kriterinden bakınca çok acımasız olur. Optimizasyon konusuna girmiyorum bile..

Ayrıntılara girmeyelim… Ortaya bir şey çıkarırken profesyonel olmanın daha “güvenilir” olduğu su götürmez. Bu işi ne kadar seviyor olursa olsun, bir amatörün yaptığı elektrikli aracın siz içindeyken yanmaya başlaması, sevgi heves ve sinerjiyle geri çevrilebilecek bir süreç değildir. Diğer yandan, karşınıza sürekli maliyetler, doğru malzeme seçimi, süreç yönetimi vb. sıkıcı konularla çıkan bir profesyonelin yaptığı doğru tasarlanmış bir sürücü yıllarca güvenle işinizi görmeye devam edebilir.

Kendimden örnekler vererek anlatmaya çalıştığım üzere, amatörlük de iyi olsa da profesyonellik bir başka iyidir.

Ama bu yazının konusu olan Gezi olaylarında, bunun tersini görürüz. Direniş, isyan, gösteri gibi şeylerin, bu işin profesyoneli olmuş tipler yapınca davulcu yellenmesi gibi kalmasına karşılık, amatörler işin içine girince unutulmaz bir derse dönüştüğünü görürüz…

Her sene bir Mayıs’ta çeşit çeşit solcunun bağırıp çağırması hava durumu kadar gündem oluşturmazken Gezi’yi bu yüzden yıllardır konuşuyoruz.

Ve muhtemelen yine aynı sebeple, Erdoğan ve trolleri de Gezi’nin adından bile bu kadar korkuyorlar.

Tayyip Erdoğan Ensar Vakfı’nın bir toplantısında “yaptıklarınız birilerini rahatsız ediyorsa bilin ki doğru yoldasınız” demiş. Ben özet yazdım, aslında konuşması bundan daha kışkırtıcı ifadeler içeriyor… Devletin tepesinde, herkesi temsil etmesi beklenen adam bu kadar ötekileştirici konuşuyorsa, biz de sıradan bir vatandaş olarak aynı yöntemi kullanabiliriz sanırım:

Trollerin şu gezi muhabbetini aradan 3 sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ takıntılı bir nefretle anıyor olmasından anlıyoruz ki, gerçekten doğru şeyler yapılmış o zaman…

Şu günlerde Paris’te grevler ve bunlarla bağlantılı çeşitli sokak olayları cereyan ediyor. Yandaş ve trol tayfanın bu olaylara yaklaşımı, yılışık “endişeliyiz” ağızları, Gezi olaylarıyla ilgilenen yabancı basının ne kadar doğru bir iş yapmış olduğunu, penguencilerin de tarihe utançla geçeceklerini tescillemiş oluyor..

 

 

Paralel

Bu kavramı iki örnekle hiç tanımlama yapmadan anlatabiliriz:

Birincisi, Fenerbahçe futbol takımının şike iddialarına adının karışması, kulüp başkanının epey bir süre bu suçlamalardan dolayı hapis yatması ama hapisteyken bile kulübünü yönetmesi, kongrelerden falan başkanlığını tazeleyerek çıkması, UEFA’nın Fenerbahçe’yi Avrupa kupalarından men etmesi, sonra “hizmet”, “paralel”e dönünce, bu arkadaşların “biz o sene Avrupa’da kupa alacaktık ama paralel kumpas yüzünden men edildik alamadık” demeleri…

İkincisi, adı binbir rezillik ve müşteri şikayetiyle anılan, mafyatik bir otobüs şirketinin bir otobüsünde muavinin, koltuğunda uyuyan bir genç kızın yanında mastürbasyon yaparak yüzüne boşalması hadisesi sonrasında otobüs firmasının sahibinin paraleller bu işi yaptı, mastürbasyon emri pennsilvanya’dan diye açıklamalar yapması..

Belki üçüncü bir örnek olarak, şimdi ABD’de tutuklu olan, yıllık resmi geliri 11 milyar dolar + bilinmeyen miktarda altın olan 30’larının başında bir “işadamının” bakanlara rüşvet vermekten dolayı bizim memlekette tutuklanması sonrası yapılan açıklamalar verilebilir..

Kandil Tebrik Mesajları

Dinimizde “kandil” denen önemli akşamlar var. Bunlar yılın bir dönemi art arda geliyorlar. Bu dönem, bizim bildiğimiz takvim içinde gezip duruyor. Bu geceleri kabaca, giyim mağazalarının indirime girmesine benzetebilirsiniz. Çünkü günahlar kolayca affedilir, yapılan ibadetlere normal zamanlarda ibadet etmeyi feasible olmaktan çıkaracak büyüklükte çarpanlarla ekstra sevaplar verilir. İşte bu kandillerde, normalde selam vermediği insanlara tebrik mesajları atan bir kitle vardır. Bunların, bazısı daha sabahtan gelmeye başlayan mesajlarına da KTM diyoruz işte..

Bana gelenlerin kabaca yarısı, bende kayıtlı olmayan numaralardan geliyor. Bu mesajların yine yaklaşık yarısı, onu yazan kişinin ağzından yazılmış bir tebrik cümlesi ya da dua temennisi değil.

En dikkatimi çeken şeyse, yeni dönem ergenlerde türeyen “tüm İslam aleminin…” muhabbeti. Bu arkadaşlar tüm İslam alemi ile neyi kastettiklerinin farkındalar mı emin değilim. Dahası benim zavallı sms inbox’ımın tüm İslam âlemi adına nasıl bir önemi var onu da anlamış değilim. Sonuçta ben, akşam 4 bira alıp patlamış mısır + film yapmayı planlarken kandil olduğunu bu smsler sayesinde öğrenen, birayı iptal mi etsem diye vicdan muhasebesine girişen bir insanım. Bir gün süper bir güce kavuşup dünyayı kurtaracak bile olsam hareket noktam “İslam âlemi” olmazdı. Hal böyleyken, kim olduğunu bile bilmediğim birinin “tüm İslam aleminin berat kandilini kutlarım” mesajını bana yollaması üzerine durup bir düşünmüyorum değil arada..

Eminim bu muhabbetlerin kralı Facebook’ta dönüyordur ama o ortamdan olabildiğince uzağım hamdolsun. Hâla SMS ile kandil tebriği yazan arkadaşlar madem bu olaya bu kadar takıntılılar, 120-130 karakterlik bir iki cümle kurabilecek kadar dilimizi öğreniversinler bir zahmet ya..

Bir de bir şekilde numaranızı ele geçirmiş belediye başkanı vs. tayfası var ki, onlardan gelen SMS’ler Richard Dawkins’ten daha etkili bir ateist olma sebebidir.

Şu yazıyı daha da ilginç kılan, tam bunu yazmakla uğraştığım esnada diğer pencerede bir ışık şiddeti sensörünün sürücüsü için kod yazıyor olmam… Nitekim kandil deyince akla candela gelmiyor değil..

Ümmetin Direksiyonu

Körfez Geçiş Köprüsü’nün 21 Nisan’daki açılışında Recep Tayyip Erdoğan yanına Ahmet Davutoğlu’nu alır ve makam aracını köprü yolunda biraz kendisi sürer. Arka koltukta da onun resmi fotoğrafçısı oturmaktadır. Sonra fotoğrafçı bu görüntüleri birkaç saniyelik bir video olarak tweet’ler.. Tweet’in aldığı ilk yanıtta

“ülkemizin ve ümmetin direksiyonundan hiçbir zaman ayrılmaz inşAllah” yazmaktadır.

“Ümmet” ayrıca tartışılır ama ülkemiz seçmenlerinin kabaca yarısı için Cumhurbaşkanı’nın başına geçip sürebileceği bir direksiyonun varlığının ifade edilmiş olması çok güzel.. Ben bu tabiri beğendim, kendi terimler sözlüğüme ekledim..

Tweet’te paylaşılan görüntülere benzerlik olması açısından “direksiyon” kelimesi seçilmiş. Bunun yerine mesela yular gibi, daha iyi oturan bir örnek de bulunabilirdi.

Araba kullanmak

Bir yere varmak amacına hürmetle katlanılan gereksiz, çoğu zaman da başka sürücüler yüzünden sinir bozucu olan iş…

İnsanları sınıflandırmada kullandığım bir başka ölçüt araba kullanmayı sevip sevmemeleridir.

Araba kullanmaktan zevk alıyorum diyen adamın zekasından kuşku duyarım.

Bir seferde oturup 300-400km gitmişliğim var en çok. 30-40km gidince neyse de, fazlası olunca artık insanın canı sıkılıyor.

Araba kullanmak insan beynini tatmin edecek bir eylem olmaktan uzak. Bu yüzden insanın canı sıkılıyor, zamanını boşa harcadığını düşünüyorsun…

Bundan zevk alan adam, gemide oturduğunda telefonundan feys’e giren, ya da aptal aptal elindeki bozuk paralarla oynayıp ortalığı seyreden adamdır aynı zamanda.

Bir de bu tiplerin geneli, hızlı araba kullanmayı marifet sayar. Sonuca 1 saniye bile etkisi olmayacak eylemler yaparak budalaca riskler alırlar, spastik spastik hareketler yaparlar.

Araba kullanmaktan hoşlanmayan insanların böyle düşünmelerinin sebeplerinden biri de belki de araba kullanmaktan hoşlanan adamların kendileridir..

İki tarafı kocaman çınar ağaçlarıyla kaplı güzelim bir yolda, izin verilen hız limitiyle giderken arkanıza yapışan, sizi geçmek için binbir harekete giren aptallarla paylaşmak zorunda olduğunuz sizinle alakası olmayan bir riskten ibaret “araba kullanmak”.

Ben bundan hoşlanıyorum diyen adam da ya bunun ayrımında değil, ya da zaten riski üreten taraftır.

Müziği açıp, pencereleri açıp sağa sola bakınarak aheste aheste gitmek değil, güzelim ağaçlık yollarda bile korku filmi yaşamak “araba kullanmak”.

 

Kuru Fasulye

Yemeyi, yapmayı, yapımında kullanılan malzemeleri yetiştirmeyi sevdiğim müthiş yemek.

Kendini kuru fasulye gibi nimetten saymak lafı boşuna söylenmemiştir, emin olabilirsiniz.

Dışarıda yemek yemekten beni soğutan yemeklerden de biridir aynı zamanda. Aşağıdaki cümleyi kendi kendime, hatta birkaç kez direkt muhatabının yüzüne de söyletmiştir bana:

Arkadaş, dükkan açmışsın, müşteri bekliyorsun, insanların paralarına talipsin. Bir kuru fasulye yapmasını, adam gibi soğan doğramasını, yemeğin salçasını yağını ayarlamasını beceremeyeceksen o dükkanı niye açarsın ki!

Kalitesiz malzeme kullanmayan ve çok da beceriksiz olmayan birinin kötü yapması oldukça zor olan bir yemektir kendileri.. Bu yüzden ben de sık sık yaparım. Dışarıda yediğim, hatta kendi kendisini “meşhur” ilan etmiş yerlerde yediğim fasulyelerden bile daha güzelini 30 dakika içinde yapabiliyorum.

Çeşitli türleri olmakla beraber, aşağıda fotosunu paylaştığım çeşidinde, taze iç fasulye ve hindi kuşbaşı kullandım.

Kendi bahçemde, 3 metre eninde ve 5 metre boyunda bir alanda yetiştirdiğim fasulyelerimi tane yapar yapmaz topluyor, hemen kabuklarını ayıklayıp dondurucuya atıyorum. Yemeğini yapacağım zaman da hindi kuşbaşı ve yine kendi bahçemin domateslerinden yaptığım domates suyu ile pişiriyorum.. Sonuç, anlatamayacağım kadar muhteşem..

Hindili Kuru Fasulye

Hindili Kuru Fasulye

Lord Scot

Tadı düz, içimi diğer pek çok popüler Scotch’a göre yumuşak, fiyat/performans oranı gayet başarılı, buz ile ikram edildiğinde hiçbir ortamda sırıtmayacak  viski.

Lord Scot Whiskey

Lord Scot Whiskey

Evde bulundurmalık viski alacaksanız ve rafta bunu görürseniz alın derim.