Futbol ve Para

Yaşadığım yer bu civarın insanları için gelmezseler ölecekleri bir yer. Şimdi Ramazan’dayız. Gündüz vakti bizim sahil gerçekten ilginç derecede tenha oluyor. Geçen akşam üzeri kızımla gezmeye çıktık. Bizim insan pazarı sahilde sanki amansız  nükleer bir kış yaşanıyor gibiydi.

Burası daha önce yaşadığım yerlerden daha tutucu bir yer mi yoksa genel bir trend olarak mı artık ibadet etme oranı arttı bilemeyeceğim ama herkes oruç tutuyor. Nereden bildiğimi sormayın ama burada esrarkeşler bile gündüz “niyetli” diyebilirim. Bu durumda kaçınılmaz olarak bu yaz günü öğleden sonra oldu mu insanlar balkabağına dönüşüyorlar. O yüzden öğleden sonra güneşin daha bir vicdansızca yaktığı bizim sahil tenhalaşıyor.

Akşam olunca, yani iftardan sonra durum değişmeye başlıyor: İftardan sonraki ilk saat içinde yüksek sesle müzik çalan ya da egzozu patlayan arabalar peydah oluyor. Bunlar sanırım anasının sofrasında oruç açıp yapacak işi olmadığı için kendilerini sokaklara vuran hayırlı evlatlar..

Bu öncü atakları sahil kenarında avare yürüyen tiplerin sayısının artması izliyor. Sonra bir bakıyorsun sahil yolunun deniz tarafındaki kenarına tampon tampona arabalar park edilmiş. Çoğu zaman gece yatmadan önce pencereden baktığımda henüz bu yasa dışı park kalabalığının bitmemiş olduğunu görüyorum.

Sabah işe giderken ise film başa sarıyor: Yol yine iki şerit olmuş ve sahil bomboş.. Sabahın huzurlu serinliği..

Bu akşam bu yaşam döngüsüne Türkiye Birinci Futbol Ligi’nin sona ermesi vurdu. Futbolla ilginiz olmasa bile lig bitti mi takımlardan birinin şampiyon olduğunu biliyorsunuzdur. Karım arka tarafta çocuğu uyutup salona gelince korna çalıp duran arabalar ve avazı çıktığınca bağıran serserileri görüp “bunlar mı şampiyon oldu?” diye hatalı bir soru sordu. Belki pencereden bakarken sallanan bir bayrağı görüp Galatasaray’ı kastetmiş olabilir ama ben o sırada pencereye uzaktım. “Bunlar” zamiri benim için çıkardıkları gürültüden başka bir şey adreslemiyordu.  Evet dedim, “onlar” şampiyon oldular. Hangi takım olduğu ne fark eder ki? Galatasaray yerine Fenerbahçe ya da Beşiktaş şampiyon olsaydı farklı bir sahne mi yaşıyor olacaktık? Aynı tipler yine aynı şekilde böğürüp duracaklardı. Sonuçta “bunlar” şampiyon oluyorlar işte..

“Bunlar”dan hep bahsetmek istedim aslında: Bende öyle bir şans var ki, sevmediğim ot hep burnumun dibinde bitiyor. Ayrıntısına girmeyeceğim ama yaşamımın çeşitli dönemlerinde yaşadığım yerler, sünnet konvoyundan maç kutlaması konvoyuna kadar türlü tip mobil kekonun önünden geçmekten zevk aldığı yerlere denk geldi. Bisikletle giderken düğün konvoyuna denk gelip, kenarda durup geçmelerini beklemek gibi şeyler yaşadım. Güzide kulüplerimizden birinin stadyumuna yakın bir yerdeki evimde gece boyu atılan mermilerden yorgun olanlar bizim yatak odamızı da ziyaret eder mi diye endişe ettim. 90’lardan kalma bir amplifikatörlü araba furyasının içine düştüm.  Her askere gitme dönemini en kral devre olarak ben de bilmek durumunda oldum. ( Rutininde çalışan bir MG3’ün sesini 20m’den duysa altını dolduracak ana kuzuları 20 bin liralık arabaların camlarına çıkıp erkeklik gösterisi yapıyorlar bu memlekette )

Yakın zaman önce Tayyip Erdoğan’ın atını alıp Üsküdar’ı geçtiği gece burada camlardaki insanlara tehdit hareketleri yaparak geçen reisçi gençliğin geçit törenini gördük. Gördüklerim arasında en sinir bozucu olan sanırım ki buydu. Bundan sonra benim için ikinci derecede saçma olan geçit töreni işte bu şampiyonluk kutlaması şeysi.

Futbolun kafa yapma kudreti beni hep şaşırtmıştır. Özellikle fabrika, sanayi sitesi, küçük esnafın yoğun olduğu pasaj, çarşı vb. yerlerde zaman geçirdiyseniz beni anlarsınız: Çocuğunun kaçıncı sınıfa gittiğini bilmeyen tipler hayatları boyunca bir arada göremeyecekleri parayı bir senede kaldıran mesleği top tepicilik olan oğlanların dertleriyle dertlenirler. Memlekette yer yerinden oynar. Bakanların önüne yattığı adamlar altınlar kaçırır, hükumetin açıktan desteklediği işadamları milletin amına koyacağız derler, en temel tüketim maddelerine vicdansızca zamlar yapılır, seni beni bırak, evlatlarımızın geleceğiyle alay edercesine kanunlar çıkarılır, insanların aklıyla açıktan taşak geçilir tek kelime duymazsınız. Ama iş dönüp iki takımın akşam yaptığı siktirboktan bir maça gelir ertesi gün kazık kadar adamlar birbirlerine laf sokma yarışına girer bağıra bağıra kavgalar edilir, gırtlaklar yarılırcasına “doğru” için haykırılır. Bizim sığırlar ofsayt diye kesilen golleri adına hakkı hukuku keşfederler.

Şu şampiyonluk kutlamaları da böyledir. Üç kuruş ucuza gelecek diye arabasına tüpgaz taktırıp tüple dolaşan, iki günlük tatilinde gidip bir tabiat güzelliği, bir müze, bir kültür etkinliği gezmeye para bulamayıp kahvede oturup birbirini seyreden tipler bütün gece heyoooo şampiyon olduk diye dolaşıp dururlar. Bu insanlar orta-alt gelir grubundan, emeğiyle çalışan, en şanslıları fabrikada işçi falan olan insanlar. Türkiye’de günde neredeyse 6 işçi iş kazasında ölüyor. Bu ülkede asgari ücretle alınabilecek benzin, et, uçak bileti miktarı gelişmiş bir ülkede alınabilecek olanların yanında gurur kırıcı bir seviyede. Ama bakıyorum, üç kuruş avantası için babasını satmaktan çekinmeyecek bu millet konu futbol olunca itibardan tasarruf etmiyor.

Ölüm döşeğindeki anacığına engelli raporu alabileceğini öğrenince borç harç ikinci arabayı almasını bilen ama kardeşim ben niye %160 vergi ödüyorum bu amk arabasını alırken diye sormayı akıl edemeyen insanlarla yaşıyoruz. 10 kuruş daha ucuza mazot satıyor diye ne idüğü belirsiz yerlerden mazot almayı akıllılık sayan ama “lan ben n liralık akaryakıta niye 2*n+m lira ödüyorum ki” diye düşünmeyi aklının ucundan geçiremeyen arkadaşlarımız var. Bu futbol taraftarlığı da böyle tiksindirici bir geri zekalılık örneği işte. Hakları, talepleri ve insanlık onuru için bir kere sokağa çıkmamış, sokağa çıkmayı bırak sesini yükseltmemiş bir millet artık nasıl bir aidiyetse, tuttuğu takım için bütün gece bağırıp çağırabiliyor.

Eminim ülkeyi yönetenler de tam seçim öncesinde ekonomi artık iyice rayından çıkmışken şu futbol işine çok seviniyorlardır. Aslında bir de dünya kupasına gidebilsek işleri daha da kıyak olurdu. Günde 6 milyon değil 16 milyon da harcasalar (evet kardeşim, GÜNDE) yine kimsenin umurunda olmazdı. Dolar 4,50 değil 9,50 de olsa millet Arda’yı Burak’ı falan konuşurdu. Politikacılardaki millet aşkını, gittikleri yer yerde o yerin futbol takımının atkısını boyunlara dolamanın geçmeyen modasını anlıyorsunuzdur.

Hayat pahalılığından şikayet eden insanlara “kardeşim binme bir hafta şu arabana, yeme birkaç gün dışarıda yemek, gitme şu soktuğumun avm’sine” diye akıl veriyorum ya, ben de salağın önde gideniyim. Saat kaç oldu, hâla şampiyon galatasaray diye gezen tipler var. Bunlar benzin 2 lirayken de geziyorlardı. 6,40 olunca da geziyorlar. Bu salakların parası yemeyi göze alana helal değil diyebilir misin?

 

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.