Kocasını beğenmeyen kadınlar

Yerli dizi seyreden kadınlar kocalarını beğenmiyorlarmış.
Uzman bir psikiyatr öyle demeç vermiş.
Psikiyatr ile söyleşiyi yapan ben olsaydım ilk soracağım soru belliydi:
“Peki kendilerini beğeniyorlar mıymış”
Foça Komando Okulu’nda boy aynalarında yazardı bu yazı:
Kendini beğeniyor musun?
Severdim bu soruyu.
Belki de soruyu sevmemin sebebi ona cevabımın pek çok yönden “evet” olmasındandı…
Hiçbir zaman beni yönlendiren duygu birini “beğenmemek” olmadı. Beni hep beğenmek yönlendirdi…
Bu yüzden mutlu biri olduğumu düşünüyorum.
Birini beğenmemek kendini beğenmenin zıddı olmasa da önce kendinle ilgili sorunlarını çözmemişsen başkalarını beğenip beğenmemen seni sadece daha çekilmez biri yapacaktır.
Kadınlarda bu durum daha da vahimdir.
Kadınlar kendi sorunlarını beraber oldukları erkekler üzerinde çözmeye çalışan sorunlu varlıklardır.
Karmaşıkmış gibi gözükmeleri bundandır.
Eşini beğenmeyen bir kadın muhtemelen aslında kendisini beğenmiyordur.
İtiraf edemediği eksikliklerinin ıstırabını çekiyordur.
Fiziksel güzelliğe hayrandır çünkü ona hiç sahip olmamıştır.
Güzelliğin hayattaki sorunların çözümü olduğunu sanır.
Geneli adına konuştuğumuz kitle, benim erkek halimle otobüste yanındaki koltuğa oturmaktan çekineceğim tiplerin koynuna girecek algı düzeyinde bireylerden oluşuyor. Ondan sonra, kadına şiddet tabi.. Ayrı bir hikaye bu…
Konuyu dağıtmayalım, biz mevzunun çıktığı yerde kalalım:
Yerli diziler.
Ne tür bir insan bunlara baktığında berbat bir oyunculuk, varlığı tartışılır bir “hikaye”, kötü bir kurgu, insanı hasta eden “sesler” (müzik demek istemedim) dışında şeyler görüp, bunlardan etkilenebilir ki?
İnsanları aptal yerine koyan bu tür “malzemelerin” hedefinde hep kadınların olması kuşku uyandıran bir durum değil midir?
Kolay yoldan perakendeciliğin hedefinde hep kadınlar ve çocuklar vardır, değil mi?
Kolay yoldan televizyon yapımı pislemenin en garanti yolu da birkaç güzel kızı, yakışıklı oğlanı oynatıp dizi çekmek herhalde…
Arada anne-babasının yanında geceyi geçiren bir arkadaşım, bunlarla aynı odada bulunurken yerli diziler hakkında epey bir izlenim edinmiş. Abi demişti, keman sesini duydun mu bil ki bi kızla bi oğlan romantizm yaşıyordur o an. Kesin öyle bir şey oluyordur.
O gözle bakınca daha bir sürü genelleme yapabildim: Kötü karakterin gözüktüğü zamanki tek nota piyano vuruşları, komik olması istenmiş anlardaki üflemeli çalgı pasajı (mesela klarnet) gibi… Hepsinin aynı basit kodlamayı kullanmasının bir nedeni duyguyu izleyiciye gerçek bir anlatımla veremeyince şartlanmayla vermek olabilir. Pavlov’un köpeklerine yaptığı gibi. O piyano notasını duyduğunuzda küçük beyniniz kötü karakteri aramaya başlıyor ekranda 🙂

Birbirine bu kadar benzeyen bu kadar budalaca şeyleri izleyen bir insan, eşini beğenmeme noktasına gelmeden önce kendisinden nefret etme aşamasından geçmiş olmalı.. Ki bu alt üst oluşun hayırlı değişimlere vesile olması muhtemeldir.
İktidar sahiplerinin halkı bilinçli olarak cahil bıraktığını çünkü bunun iktidarlarının devamını sağladığını iddia eden budalaca bir komplo teorisi vardır ya.
Bu, gösteri dünyası için doğru olabilir aslında. Hiçbir şeyin ama özellikle de kendisinin farkında olmayan bir insana birkaç güzel insan gösterdiğinde onun beğenisini kazanabilmek gerçekten değerli bir şey.
Bulmuşsun köpeksiz köyü, değneksiz dolaşırsın tabi..
Sınıfın arkasında oturup vakit geçiren ve kafası derslere pek basmayan arkadaşlar da bir şeyler biliyorlarmış meğer..

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.