Yerli Otomobil-1

Otomobil çok önemli bir tüketim ürünü. Böyle bir ürünü, piyasa koşulları içerisinde, kârlı bir biçimde üretemeyeceksen, bununla ilgili planlarını uzun vadeli yapamayacaksan bu işe hiç kalkışmayacaksın.

Günümüzde inanın, düşünebildiğiniz her şeyin prototipi biraz para ve zaman ile yapılabilir. Ama bu, prototipini ürettiğiniz şeyi pazara çıkarabileceğiniz, diğer üreticilerle rekabet edebileceğiniz, ürününüzü destekleyebileceğiniz anlamına gelmez.

Hele otomobil gibi “karmaşık” bir ürün için bu yazdığım fazlasıyla geçerlidir.

Benim yerli otomobil tartışmasına yaklaşımım çok basit: Eğer bunu yapabilecek durumda olsaydık zaten şimdiye dek yapmış olurduk. Ülkede yarım asırdır araba monte edilmekte olduğu halde hâlâ kendi markamız yoksa demek ki yapabilecek durumda değiliz. Bir şeyi yapamıyorsak akla iki sebep gelir;
1: Yapacak kapasitemiz yok,
2: Bunu yapmak kârlı değil.

Bu ikisi arasında bir sebep sonuç ilişkisi de olabilir ama yazıyı bu yönde detaylandırmaya gerek yok bence.

Geçen bir yazar çok güzel bir şey yazmıştı bununla ilgili: “İnşaat yapılacak deyince parendeler atarak gelen işadamları neden otomobil üretmeye yanaşmıyorlar?” Ben bu soruyu biraz daha farklı bir şekilde sorabilirim: Bir inşaat ihalesi ya da bir kamu alım ihalesi söz konusu olduğunda yapacak olanda babayiğitlik değil, yandaşlık, politik mutabakat aranıyor. Çünkü böyle bir ihale birilerine destekleri ve havuza katkıları karşılığı dağıtılan bir ulufe gibi.. Ama araba yapmak söz konusu olunca, yapacak olan babayiğit olmak zorunda oluyor.

Demek ki bizim ülkenin koşullarında mantıklı olan inşaat yapmak, betondan rant üretmek. Ya da bir şeyler ithal edip, onu devlet babaya ya da belediyelere şıp diye satıvermek. Otomobil yapmaya kalkıp mekanik, elektronik zımbırtılarla boğuşmak değil. Bu bir ticari gerçeklik olduğu kadar sosyolojik, kültürel bir zorunluluk. Yoksa, düşünsenize.. Avrupa’nın dibinde senelerce bir ucuz işgücü ve hammadde üssü olarak atıl durumda bekleyeceğimiz kadar çoktan bir dayanıklı tüketim malı imalatı merkezine dönüşmüş olmamız gerekirdi. Çünkü piyasanın gerçekliği biz aksini yapmaya bile çalışsak bizi buna zorlardı. Romanya, İspanya ya da Kore ile aynı fizik yasaları bizim için de geçerli ise, beklenen bunun olması olurdu..

İnşaat ağalığı ile babayiğitlik arasında bu kadar net bir ayrım orada gün gibi duruyorken, işin devamını tartışmak gereksiz. Yoksa size uzun uzun ülkemizdeki imalat endüstrisi hakkındaki gözlemlerimi yazabilirim. Senelerdir endüstrinin içindeyim. İnanın çok ilginç, trajik örneklere tanıklık ettim. Aslında bunları arada yazmalıyım unutmadan. Ama bunlar kesinlikle “yerli otomobil” niye mantıksız tezinin örnekleri değil.. En azından birinci elden nedenler onlar değil..

Yerli otomobil hayatın olağan akışına aykırı.. Ben sanayiden örnekler verirken biri çıkıp ama beyaz eşyada, tekstil hammaddesinde büyük bir üreticiyiz der, apışır kalırım.. Hayatın olağan akışı ne peki.. Bunu kısaca bir düşünelim mi?

Renault-12 1969’da çıktı. 1977’de üretimine son verildi. Renault-9 1981 yılında çıktı. 1989’da üretimine son verildi. Her iki model de Türkiye’de Oyak tarafından 2000 yılına kadar üretildi. Bu modeller kendilerinden sonra çıkan Renault-19, Renault-21 ve Clio gibi modellerle aynı dönemde satılıyorlardı.
Hemen hemen aynı zamanlarda Romanya’da da Renault-12 üretimine başlanmıştı. Romenler bu modelleri Dacia markası ile ürettiler.
Şu anda Dacia Renault-Nissan grubunun düşük fiyatlı araç yelpazesinde üretim yapan bir markası..

Benzer hikaye Fiat – Tofaş için şöyle gelişti:
İtalya’da Fiat-124 1966’da çıktı. 1974’te üretimine son verildi. Yerine, 1974 senesinde Fiat-131 üretilmeye başlandı. Bu model de 1984’te üretimden kalktı.
Tofaş 1971 senesinde Murat-124 ismiyle bu arabaları üretmeye başladı. Bu model bizde 1994 senesine kadar (Serçe) üretildi. 131 modelinin varyantları olan Şahin/Doğan/Kartal serisi ise 2002 senesine kadar üretildi.
Aynı zamanlarda, İspanya’da da 124 ve 131 modelleri Seat fabrikalarında üretilmişti. İspanyollar Fiat Rimto modelini kopyalayıp kendi verdikleri isim ile (Ronda) üretmeye başlayınca Fiat’la bağları koptu. Sonra onlar da Volkswagen bünyesine girdiler.

Hayatın akışı bizi Dacia’dan, Seat’tan, Skoda’dan, Hyundai’den ayıran şeydir arkadaşlar.. Bizden bu markalardan biri çıkmıyorsa bunu iktidarların iktisat politikası, eğitim sistemi, işçi hakları, serbest piyasaya uyum ya da soğuk savaş diplomasisi gibi görünüşte güzel nedenlerin hiçbirisi tek başına açıklayamaz. Hayatın akışı, bunların hepsinin, etki düzeylerini ayrı ayrı bilmenin çok zor olduğu bir bileşimidir. Bunca zaman geçmesine rağmen, biz hala inşaat yapmakla, perakendecilikle “iş adamlığı” yapan bir milletsek bu, başka türlüsü mümkün olmadığı içindir, boşa kıvranmayalım…

Acı olan, senelerdir bu meseleye kafa yormakta olan biri olarak “yapacağız ama güçlenmemizi istemeyenler yaptırmıyor” diyen kafanın gerçeğe bizden daha yakın olmasıdır.

Etrafınızdaki diğer örneklere bakıp kendiniz düşünün. Bu, içine hapsolduğumuz şeyin ta kendisidir..

Yerli Otomobil-1” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: Yanlış Anlaşılmışız.. | Selim Pehlivan

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.