Dondurma Çubuğu Kalpazanları

Eskiden beri dondurma çubuklarının dondurmanın içinde kalan tarafına promosyon kodu/bedava simgesi koyma olayı vardır. Geçenlerde birilerinin çubuklara sahte bedava simgesi basmak için makine yaptıkları ve bu şekilde “piyasayı” dolandırdıkları ortaya çıktı.

Açıkçası bu olay tek başına çok ilgimi çekmedi. Sonuçta sahtekarlarla dolu bir memlekette yaşıyoruz. Dondurma çubuğunun sahtesinin yapılmış olması bu memleket ölçülerinde alelade bir şey. Beni bu konu üstünde düşünmeye iten, bir mecliste bu konu anlatılırken insanların bundan bahsediş şekilleri oldu. Konu döndü, yurt dışındaki otomatları para şeklinde buz parçalarıyla kandıran mucitlere saygı duruşuna dayandı.

Abartmıyorum. İnsanlar böyle şeylerden övgüyle bahsediyorlar burada. Bunun genel bir “zeka” belirtisi olduğunu düşünüyorlar. En geniş fikirli olanları, “bizim insanımızın zekası doğru yönlendirilse biz her şeyi yaparız ama “şimdilik” kafalar ancak böyle şeylere çalışıyor” seviyesine gelebiliyor. Daha dar fikirliler için ise zaten kurnazlık erişilebilecek en üst mental seviye..

Bu insanların nazarında doğru şeyler yapmak ayrı bir şey, ahlak ayrı bir şey. Bir şeyler üretebilmek, varlıklı olmak, gelişmek ise her ikisinden de ayrı bir şey. Benim nazarımda ise üçü birbirine geçmiş durumdadır. Yani, ahlaksız adamlar zaten aptaldırlar, bu yüzden zaten iyi şeyler yapamazlar, ahlaksızlık bir hayatta kalma yöntemidir, moral bir tercih değil. Bir insan çok akıllı ve yetenekli olduğu halde aptallığı seçmiş değildir. Kendisine daha rahat, düzgün, onurlu bir yaşam kuracak kapasitede olmadığı için ahlaksız olmak zorunda kalmıştır.

Sahtekarlar ise daima zarardadır. İnsan sahtekarlık yaparak kendi kapasitesi sınırında zenginleşebilir ama sahtekarlık, kurnazlık, uyanıklık genel anlamda insanları daha iyi standartlara kavuşturmaz. Sahtekarlık leş yiyicilik gibidir, av peşinde koşmazsın ama hiçbir zaman da etin en iyi yerini yiyemezsin.

Şu dondurma çubuğu kalpazanlarını düşünün. Benim konuştuğum insanlar bundan müthiş bir buluştan bahsedermiş gibi hayranlıkla söz ediyorlardı. Oysa o denyolar kesinlikle zarardalar. Bir kere, o makineyi yapmakla uğraştılar. Buna harcadıkları zaman ve emekle legal bir makine yapıp daha çok kazanabilirlerdi. Ülkemizde bir üretim aracı sıkıntısı yaşanmaktadır. Hem de bu sıkıntı, gerçekten çok üst boyutlardadır.

Ellerinde 1000 tane çubukla bir markete gidip dolabı boşaltamazlar. Diyelim ki sahte çubuk alıp bayiye verecek kadar aptal bir marketçiyle anlaştılar. Dondurma nakliyesi ve depolaması zor bir şey. Bir sürü son satıcıdan dikkat çekmeyecek miktarlarda dondurma alsalar bunları erimeden nasıl depolayacaklar? Bahsettiğimiz, 2-3 liralık bir şey üstelik. Süper bir planlama yapıp 500 tane dondurma arakladın diyelim ki. 1500 lira ciro yaptın demektir. Ulan bir şehirdeki tüm dondurmaları alsan ne olacak? Zengin mi olursun? Zaten onların çoğu elinde erir. Bunca şeyle uğraşıp, illegal işe bulaşmanın riskini de alacakları kadar düzgün bir iş yapsalar daha uzun vadeli ve daha yüksek bir kazanç elde edebilirlerdi. Oysa onlar aptalca bir yatırım yapıp kaybettiler. Yani hiç de kurnazca bir iş olmadı.

Bizim akıl danesi dolandırıcılar dondurma çubuğu kalpazanlığı yaparlarken semt pazarında satılan vişne çekirdeği çıkarma makinesi Çin’den ithal ediliyor. Koskoca adamlar da oturmuşlar vay bizim insanımız aslında şöyle akıllı, böyle yaratıcı ama kafalar kötülüğe çalışıyor diye mükemmelliğin kıyısında geziniyorlar…

Otomatları buz parçalarıyla kandıran efsane denyolara gelince. Hiçbir zaman otomat üreten adamlardan, otomat işleten adamlardan daha zengin olamayacaklarını görmek için çok zeki olmak gerekmiyor. Elin oğlu kontörle çalışan bulaşık makinesi yapıp milleti haraca bağlarken sen süper zekanla buz dondurup bir liralık teneke kola veya gofret araklıyor, dost meclislerinde efsane oluyorsun işte.. Pay Pass çıkınca da artık buz kalıplarını hap niyetine içersin.

Bu iş, iki tane yankesicinin fantastik çalışması olarak okunmamalı. Bir tarafından bizdeki esnaflığa da, bizdeki KOBİ’ciliğe de, bizdeki sanayiciliğe ve bankacılığa da benziyor bu düşünce kalıbı. Biz kısa vadeli düşünen, aslan ya da kaplan olmayı değil, çakal olmayı hedefleyen basit adamlarız. Elin oğlu otomobil üretirken biz ancak galeri açıp, kilometrelerle oynayıp birbirimizi kazıklıyoruz işte.

Tatil beldelerinde kolay kandırılan, saf turiste karşılık çakal, hazırcevap, pratik zekalı bizim insanımız mukayesesini gözlemlemişsinizdir. Bizim çakalların bağlı bulundukları en alt düzeydeki meslek odası, kooperatif ya da belediyeden tutun, en üst düzeydeki devlet organizasyonuna kadar o saf turistlerin organize olabilme kapasitesinin yanına bile yaklaşamamalarını siz nasıl açıklarsınız? Bu kadar pratik adamlarsak nasıl oluyor da iki elimizle bir şeyi doğrulmaktan aciziz? O kolay kandırdığımız adamların teknolojisine kelimenin tam manasıyla muhtacız?

Bence sorunun makul yanıtları, o çok övünülen kurnazlık ve pratik zekalı olma meziyetlerinin, aslında başka şeylerin yokluğundan doğan hayatta kalma zorunlulukları olduklarını vurguluyor…

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.