Eğitim Sistemimiz

Bir memleket meselesi tartışılırken, dönüp dolaşıp çözümün eğitimde ve insanların bilinçlenmesinde olduğunu anlatan entellere bayılıyorum. Bunlar, çoğu zaman kolaycılığa kaçmış ve çok kaba analizler oluyor ve yine çoğu zaman zaten anlatıcının muradı da bize gerçek çözümü göstermek değil, mensubu olduğu düşüncenin promosyonunu yapmak olduğu için dikkat de çekmiyor. Zaten eğitim kalitesinin artması başlı başına iyi bir şey olduğu için buna itiraz da edilmiyor.

Her şey bir yana, çevremizde yolunda gitmeyen pek çok şeyi insanları doğru şeyler yapmaya ikna etsek ve onlara bunları yapacak donanımı sağlasak çözeriz, bunu keşfetmek için uzman, akademisyen, kerameti kendinden menkul yazar/aydın, kanaat önderi, politikacı ya da cemaat şeyhi olmaya gerek yok.

Eğitime atfedilen önem, onun insanların düşüncelerini değiştirebileceği, onları daha işe yarar canlılar haline getirebileceği varsayımı yüzünden çok yüksek. Buna belli bir noktaya kadar yanlış da diyemeyiz. Ben banyosunda tuz ruhu ile çamaşır suyunu karıştırıp ölen kimya mühendisi bir hanımın trajik hikayesini arada anlatırım. Bilgi, hayatta kalmak için önemli bir araçtır ve ama ona sahip olmak onu ezbere bilmekten biraz daha karışık bir süreçtir.

Ülkemizin sorunlarını tartışma ortamlarında bu düzeyde bir şeyi anlatmaya çalışmanın pratik bir değeri yok elbette. O yüzden eğitim iyidir, insanları iyi şeyler yapmaya motive eder varsayımını çok fazla silkelemeye gerek yok bu aşamada.

Ne kadar doğru olduğu tartışılır ancak benim yaşam sürem boyunca, eğitim kalitesinin istikrarlı bir biçimde düştüğü sık dile getirilen ve benim de katıldığım bir iddia. Çevremizde gördüğümüz, her sene değişen sınav sistemine adapte olmaya çalışan, bir şey öğrenme amacından test başarma amacına odaklanmış öğrenciler. Bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir ortamda çok sınırlı bir bilgi kaynağı ile iletişim olanaklarını kendi küçük dünyaları içindeki “sosyal paylaşımlar” için kullanan, kelimenin tam anlamıyla “kendi dünyasına kapanıp kalmış” bir gençlik.

Eğitimin niteliğini değil niceliklerini konuşmayı becerebiliyoruz ancak. Yani 10 sene önce şu kadar fakülte vardı, şu kadar yüksek öğrenim öğrencisi vardı şimdi bu kadar. Okul kitaplarını bedava yaptık, ilköğrenim öğrencilerine tablet dağıttık, öğretmen sayısını şu kadardan şu kadara çıkardık vs..

Öğretmenlik meselesi bir eğitim sorunundan çok bir istihdam sorunu olarak algılanıyor. Benzer şekilde, bir ilde/ilçede üniversite/fakülte açılması da yüksek öğrenim almış kitleyi planlamaktan çok o bölgelerdeki kira bedellerinin yükseltilmesi ve yeme-içme esnafına bir güzellik yapılması olarak algılanıyor. Sayısının artmasıyla övünülen yüksek öğrenim gençliğinin büyük bir kısmı için ise öğrenimini tamamladıktan sonra yapılabilecek tek iş kamuda herhangi bir iş bulup, kelimenin tam anlamıyla hiçbir değer üretmeden geçinebilmek..

Tüm bunlardan dolayı tek başına devleti yönetenleri suçlamak haksızlık olur. Toplumun yapısının da bunda etkisi var. Ama 15 sene elinde eğittiği gence bir devlet dairesinde fotokopi çekme işi için saçma sapan sınavların önünde kuyruk olmaktan başka bir vizyon katamamış eğitim sisteminde kültürden çok devlet politikasının suçluluğunu aramak da yersiz olmaz.

Devletin amacı özgür düşünen ve iyi donanımlı bireyler yetiştirmek yerine gündelik politikalarını kalıcı hale getirmek için eğitimi bir araç olarak kullanmak gibi gözüküyor. Bu iddiamı gönül rahatlığıyla yazıyorum çünkü şu sıralarda ortaöğretim kurumlarında baş örtüsünü serbest bırakan bir düzenleme yapıldı. Bunu savunanlar, 10 yaşında çocukların kıyafet özgürlüğünden söz ediyorlar. Devlet gerçekten de çok konuşan, tuhaf derecede büyük hayalleri olan ama son derece beceriksiz bir üst düzey yöneticiye benziyor. Operasyonel seviyede biri olarak ona sadece şu dediklerimi yap, sonuçta istediğin olacak diyebilmek isterdim. Bunu, profesyonel iş yaşantımda pek çok kez istedim. Şimdi, eğitim sistemimize bakarken aynı şeyi hissediyorum.

Yüksek öğrenim öncesinin kesinlikle laik ve bir dereceye kadar uniform olmasını savunuyorum. Bu artık başka bir yazıya kaldı. Ama 10 yaşındaki çocukların başlarındaki örtüye kafayı takacak kadar yüzeyselleşmiş bir eğitim politikasının bizi götüreceği yer pek iyi bir yer değil. Bir ülkeyi ayakta tutan temel direk ekonomisidir. Ve bu direk, doğal kaynaklar üzerinde değil, insan kalitesi üzerinde yükseliyor. İnsanlara dünya standartlarında bir şeyler üretebilme donanımını ve imkanını vermezseniz onlara hangi dini, hangi inancı, hangi ahlakı ezberletirseniz ezberletin onların hırsız, ahlaksız ve yozlaşmış bir toplum oluşturmalarının önüne geçemezsiniz. Tıkır tıkır işleyen bir toplum insanlar göksel bir güce inanıp belli bir ahlaki normu benimsediği zaman var olmuyor. Hatta böyle durumlarda genellikle tam tersi oluyor. Anlatılacak çok şey var.. Çoğu da kötü şeyler. Daha çok can sıkmayayım ben.

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.