Guinness

İlk tattığım saniyeden beri bu biranın lezzetine hayranımdır. Hele ki bunaltıcı bir yaz gününün akşamında, koşuşturmalı bir günün sonunda bunu içiyorsanız o eşsiz azot köpüğünün yüzeyde toplanmasını ve krem şanti kıvamına gelmesini bile beklemeden bu güzelliği yudumlamaya başlarsınız..

guinness_ilkay

guinness_ilkay

Eşimle severek içeriz bu mereti. Öte yandan bir de rekorlar kitabı olan Guinness var.. Açıkçası ben bu ikisinin aynı olduğunu yakın bir zamana kadar bilmiyordum. Dünyadaki “en” leri bir referans yayında toplama fikri 50’lerin başında Guinness biralarının yönetim kurulu başkanının bir av hikayesiyle ilgili girdiği bir polemiğe dayanıyor. Ve ardından, ister inanın ister inanmayın, Guinness şirketi, barlarda yapılan tartışmalara bir referans olsun diye bu kitabı oluşturmaya başlıyor.

Elbette bir rekor kitabı hazırlamanın içki üreticisi olmakla yakın ilgisi var. İnsanlar bu lezzetli içkiyi bolca tüketecekler. Sonra çakırkeyif olacaklar ve çeneleri düşecek. Sonra bazen ilginç şeyler söyleme kaygısıyla kolayca onaylamayacağınız şeyler söyleyecekler. Siz de olmaz öyle şey diyeceksiniz. Yeminler edilecek. İşte bu anda elinizin altında google olmadığını düşünün. Rekorlar kitabının bir işlevi olduğunu anlarsınız.

Şimdiiiiii.. Bu işin memleketimizdeki pratiğine bir bakalım:

Güzel memleketimizde, milli içkimiz rakının içine politik tartışma ve yönetim teorileri üretme katalizörü kattıklarını eminim siz de düşünüyorsunuz.. Bu meretten iki tek atan tarih, ekonomi, politika ve ne yazık ki komplo teorisi uzmanı kesiliverir. Elbette av hikayelerinden, zamparalıktan, otomobillerden ve spordan da konuşuruz. Ama tartışmaların nirvanasında “memleket meseleleri” vardır bizde.

Kendimizi gelişmiş toplumların bireyleriyle kıyasladığımızda bu kadar politik insanlar olmamızın bilinçli ve sorumlu birer vatandaş olmamızdan kaynaklandığını düşünmediğinize eminim. Bizler sokakları pisleten, trafikte karşımızdakinin hakkına saygı duymayan, kendimizi her fırsatta toplumdan soyutlayan pis insanlarız.

Öyleyse nedir bu memleket meselelerine kafa yorma hastalığı? Rakılar bitip masadan dağıldığımızda her birimiz şikayet ettiğimiz şeylerin sürekliliğine katkı gösterecek gibi davranmaya devam edeceğiz ve bir şeylerin düzelmesini devlet isimli kutsal varlıktan beklemeye devam edeceğiz nasılsa… Nasıl olsa asla karşımızdaki gibi düşünmeyi beceremeyeceğiz. Bize yapıldığında rahatsız olacağımız şeyi hayvansı bir duyarsızlıkla karşımızdakine yapmaya devam edeceğiz. Muhalif olmanın önce kendin gibi düşünenlere muhalefet edebilmek olduğunu bilmeyeceğiz ya da buna yetecek gücümüz ve cesaretimiz olmayacak. Toplumsal çirkinliklerimizi savunmak için inancımızın ve kültürümüzün arkasına saklanıp kim oldukları hakkında fikrimiz bile olmayan eski insanlar adına konuşacağız..

Geçen milliyetçi-muhafazakar bir arkadaşı dinlerken daha fazla dayanamadım. Abi ben bu anlattıklarını 20 senedir dinliyorum. İstersen sen sus ben devam edeyim senin adına dedim. Varsa söyleyeceğin yeni bir şey söyle yoksa valla zaman kaybı oluyor bu dedim.. Şık olmadı bu tabi.. Ama tamamen de doğruydu..

Aslında merak ediyorum: Biz neden sadece kendimiz olmuyoruz? İnsanlara neden kendi dünyamızı anlatmıyoruz? Boşverin Türkiye’ye falan ya. Biz neden önce kendi tek kişilik ülkemizdeki yasalardan, demokrasiden, basın özgürlüğünden, ekonomiden ve ordudan bahsetmiyoruz? Yoksa insanlara kendi adımıza, kendi sürecimiz adına anlatacak kayda değer bir şeyler bulamayacağımızdan mı korkuyoruz?

 

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.