Bir korkak koyun sürüsü…

İshak Alaton anılarında anlatıyor:

“Askeri idarenin yönettiği korkunç bir karalama kampanyası var. Adamın (Başbakan Menderes) idam edilmeye müstahak bir canavar olduğu anlatılıyor. Biz de bunu okuyoruz inanıyoruz, itiraz etmek kimsenin aklına gelmiyor. Bir korkak koyun sürüsü sanki…”

1960’lar öyleymiş.. İstanbul’da “hükümeti” “protesto etmek” için tank tepesine çıkmaya çalışırken arkadan gelen tankın ezdiği bir ortaokul öğrencisinin cesedi törenler eşliğinde Ankara’ya götürülüyor ve Anıtkabir’e gömülüyor. Bu genç, inanması güç ama, milli bir kahraman oluyor.

Zaten bizde böyledir. Gençler hep hükümete, sivil iktidara karşı ayaklanırlar. Bazen bu budalaca parodiye derin devlet tarafından sağlanan silahlar da karışır. Sonra devlet istediğini elde ettikten sonra gençlere dağılın der, gençler de dağılırlar. Bazen dağılmaları yetmez, birileri bir şeyler yapmış gibi gözükmek için yaşlarını büyütüp onları idam eder.

Darbe yapıldıktan sonra darbecilere takılarını, altınlarını bağışlayan hanımlar var. Darbeciler de memleketin dört bir yanına sosyal tesisler, yazlıklar, gazinolar kondurup krallıklarının mütevazi ödülünü almaktan geri kalmıyorlar elbette.

Komünizmin ana düşman sayıldığı yıllarda, öğle yemeklerini işçileriyle beraber yemekhanede yedikleri için komünist oldukları iddiasıyla ifadeleri alınan, kovuşturulan patronlar var. Eminim bir soran olsaydı, anlatacak çok ilginç hikayeleri olduğunu görürdük.

Hepsinin özeti şudur: Devlet bir şey söyler. Bizim “özgür”, “namuslu” basınımız onu hemen kabullenip halka empoze etmeye başlar. Halk, kendisine bu palavraların empoze edilmesine dünden, önceki günden, doğuştan razıdır zaten. Bu yüzden kendi binalarına bomba attırıp sonra suçu o dönemin kara kedilerine atarlar, gazetecileri öldürüp suçu rejim ithalatı yapacağı söylenen bir ülkeye yıkmaya çalışırlar. Bir kitapçıyı bombalarlar, halk bombaları atan askerleri ele geçirir, galeyana gelmiş olur. İnsanları diri diri yakarlar, suçu birilerine atarlar, yakılanların mezhebinden olanlar, suç atılanları lanetleyip, esas yakanların postallarını yalamaya tam gaz devam ederler. Şehrin göbeğinde işyerlerini yağmalar, yakıp yıkarlar. Kadınların ırzına geçerler. Bu işi organize eden askerlerden biri bizzat çıkıp bunu söylediği halde aptal aptal etrafa bakınan ve sonraki galeyanı bekleyen vatanseverler sürüsüdür İshak Alaton’un bahsettiği…

Devletin her yalanına inanmaya gönüllü, onun gözünün içine bakan, namussuz ve son derece korkak bir koyun sürüsüdür İshak Alaton’un bahsettiği.  Devletin en tepede başlattığı yalancılık ve kuralsızlık, toplumun bireyleri tarafından kendi küçük dünyalarındaki küçük yalancılık ve kuralsızlıkların suç ortaklığına dönüştürülür. O yüzden, devlet ne söylerse inanırlar. Sonra, o devletin kendi yalanlarına da inanmasını, kendi ahlaksızlıklarını da hoş görmesini beklerler. Türkiye’de bireylerin devletleriyle ilişkisi kabaca böyledir. Devlet bir zengin olma kapısıdır. İşlevsel bir kamu yönetim aygıtı değil!

Düşüncelerinizi yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.